Alevilerin Varoluşsal Hakikati Mekân ve Zaman

Alevilerin Varoluşsal Hakikati Mekân ve Zaman
Veliyettin Hürrem ULUSOY

 Modern kurumların doğası ve dinamikliğine ilişkin toplumsal olgular olarak mekân ve zamanın dönüşümü ve mekânın kapitalizm tarafından altyapıya indirgenmesi ve soyut bir sistem haline getirilmesi ile ilgilidir. Zamanın boşaltılması, uzamın1 boşaltılması için ön koşuldur.
 
Boş uzamın gelişimi, mekânın yöreden ayrılması demektir. Zaman ve mekânın boşalması ile toplumsal etkinlikler yerel alışkanlık ve deneyimlerin getirdiği kısıtlamalardan kurtulur; çok çeşitli değişim olanaklarına imkân tanırlar. Zaman ve mekân bu şekilde birbirlerinden ve yerel olandan kurtulduktan sonra her yerde, her zaman istenildiği şekilde kurulabilir ve bölümlenebilir.
 
Mekân çeşitli olay ve nesnelerin sunulduğu bir servis halini alır. Ancak, artık olay ve nesnelerin içinde bulundukları zaman ve yerle ilişkileri kalmamıştır. Yaşanan her türlü toplumsal ilişkinin ve kültürel değerin nicelleşmesi, mekânı soyut bir kategori haline getirir.
 
Fransız düşünürü ve bilim insanı Lefebvre’ye göre (Lefebvre H, 1991), yaşanılan mekânı dört başlık altında kategorileştirmek mümkündür.
 
Bunlardan ilki soyut mekân yani aşkın olan yer; ikincisi fiziki ve doğal mekân; üçüncüsü kültürel mekân ve son olarak düşünsel mekândır. İnsan genel anlamda sayılan dört mekân arasında gider gelir ve kendini yeniden var etmeye çalışır.
 
Bu kategorilerin ilkine örnek olarak 1950’li yıllar öncesi Alevi toplumu için mekân denilince sarp coğrafya parçası, orman içi yerler, kayalıklar vb. Yerlerde kurulmuş olan köy, mezra ya da tek haneli yerleşim alanları akla gelir. Aynı şekilde, Bektaşi tolumu için ise daha çok kent merkezleri ya da yakın çevresi yaşam mekânı olmuştur. Burada temel sorun Alevi-Bektaşi toplumun farklı mekânlar yaşıyor olmaları dünya görüşleri, yaşama bakışları, teolojik algılarının farklı olduğu anlamına gelmemeli çünkü her iki toplumsal kesimin inanç, itikat, Yol, erkân ve düstur ve felsefi açıdan büyük ölçüde ortak yönleri bulunmaktadır.
 
Tarihsel süreç içerisinde çeşitli nedenlerden dolayı farklı mekânlarda varoluşlarını yeniden üretmişlerdir. Bu anlamda gidilen yayla, geri dönülen kışlak, ekilip biçilen tarla, vakfiyelerin akarları ve arazileri, tekke, dergâh ve zaviyelerin etrafındaki mal varlıkları, kutsallık atfedilen kaya, ağaç, çeşme, tepe, dağ vb. doğal alanlar Alevi-Bektaşi toplumun fiziki ve doğal mekânını oluşturuyordu.
 
Sosyal yaşam, yardımlaşma, dayanışma, inanç, inanç kurumları, bu kurumların birbiriyle olan ilişkilerinin tamamı ise kültürel ve düşünsel mekânı ifade eder. Soyut ya da aşkın mekân ise tüm bu sayılan ve anlatılanları kapsar. Çünkü görgü, musahiplik, ikrar, dar didar cemlerinde pirine, rehberine, mürşidine ve toplulukta bulunan tüm canlara gönülden niyaz etmen, yanında geçtiğin taşa, ağaca, kayaya kutsallık atfetmen işin yalnızca saygı boyutunu ifade etmez aynı zamanda itikadi anlamda bir hizmeti de içerir.
 
Örneğin, cemin yapıldığı bir mekâna girilmeden önce içinden gelinen topluluktan rızalığın alınması ya da topluluğun rıza göstermesi; meydanı Ali’ye girmeden evvel mürşidin rızalık vermesi gibi; Muhammed de, Kırklar Meclisine girerken kendisine gösterilen rıza sonucu dâhil olabilmiştir.
 
Bir başka açıdan konu ele alındığında insanlar tarafından adlandırılmadan, tanımlanmadan ve temsil edilmeden bir mekân, mekân olamaz. Mekânı kurgulanmış bir olgu olarak gören bu bakış açısında mekânın insanlar tarafından yorumlanması, anlatılması, algılanması, hissedilmesi ve hayal edilmesi onu var eden ön koşullardır. Dolayısıyla Alevi-Bektaşi toplumunda bir yerin mekân olarak nitelendirilmesinde insan faktörü büyük rol oynamaktadır.
 
Buradan hareketle Alevi-Bektaşi inancında yer alan tecelli etme, zuhur etme, insan hakta hak insanda vb. Anlayışların soyut mekân ile ilişkilendirilebilir. Ama bunun pratik hayattaki karşılığı hizmettir yani yaşanılan dünyayı güzel, anlamlı ve yaşanılabilir kılmaktır.
 
Toplumsal yönü ile mesele ele alındığında insanlar tarafından adlandırılmadan, tanımlanmadan ve temsil edilmeden bir mekân, mekân olamaz. Mekânı kurgulanmış bir olgu olarak gören bu bakış açısında mekânın insanlar tarafından yorumlanması, anlatılması, algılanması, hissedilmesi ve hayal edilmesi onu var eden ön koşullardır.
 
Bu üç tanımlayıcı özellik, derecelendirilmeden ya da birbirinin yerine geçebilecek şekilde düşünülmeden, bir bütün halinde ele alınmalıdır. İnsanlar ve mekân arasındaki duygusal bağın oluşumu, mekânın fiziksel gerçekliğiyle insanların ona yükledikleri anlamı bir araya getirir. İnsanların mekânla kurdukları bağ doğrudan o mekânla ilişkili olarak yaşadıkları kişisel deneyimlerin sonucudur. Diğer yandan bu olgu fiziksel gerçekliğinden öte, bireylerin ona yükledikleri anlam ve değerlerle ele alırken değinilmesi gereken bir diğer noktada mekânın kaybıdır. Yani insanların anlam ve değerler yükledikleri mekândan kopması, kişisel ve kolektif kimlik ve hafıza açısından tahrip edici sonuçlara sahiptir.
 
Bu bağlamda son yüz yıl için Alevilerin mekân ve zaman içindeki hareketliği incelendiğinde Alevi toplumunun iki yönü ile göç ettiğini ifade etmek mümkün. Birincisi yeryüzünde yaşayan diğer topluluklar gibi yer ve mekân değiştirdi.
 
İkincisi ise Alevi toplumunun temel kurumları olan dedelik, pirlik, rehberlik, mürşittik, taliplik vb. temel kurumların göç etmesi; bir nevi topluluk ile Yol arasındaki kopuş. Oysaki Aleviler, “La Mekân” ehlini bilirler, aynı şekilde rıza şehrini de çok daha iyi bilirler.
 
Buradan şunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Alevi toplumunu asıl var eden inancın göçtüğünü fakat bir farkla yolun, erkânın göçü değil bu; tam tersi Alevi toplumun göçüdür. Çünkü çeşitli nedenlerle metropollere göçen ilk kuşak hayati anlamda yaşamını idame ettirebilmek için inancını, erkânını, yolunu devam ettiremedi.
 
Kısmen gizlemek ve saklamak zorundaydı. Yaşadıklarından çıkardığı dersler ile ikinci kuşağın daha iyi bir eğitim, daha iyi bir iş, daha güzel yaşam ve daha güvenli bir mekânda hayatını devam etmesi için yolu, erkânı, temel öğretiyi çocuğundan belki de haklı olarak gizledi.
 
Burada birey geleneksel olan yaşam değerleri ile kentin yaşam değerleri arsında uzunca süre bir gelgitler yaşadı. Üçüncü kuşağa geldiğimizde ise peki “ben kimim, nerden geldim, neye inanıyorum, inancımın temel değerleri nelerdir, bunları bana kim öğretecek, unutturan kim, hatırlatacak olan kimdir” bu vb. soruların cevabını aramaktadır.
 
Dünyadaki değişimler ile birlikte Alevi toplumunun değişim ve dönüşümleri dikkate alındığında topluluk ile Yol arasında doğan boşluk veya kopuşa ilişkin kimseyi yargılama ya da sorumluluk atfetme gibi bir yaklaşımımız da doğru olmaz. Yol nevi şahsına münhasır bir hakikat olarak sonsuzluğun döngüsü içerisinde vardır. İnancın, erkânın, öğretinin bir sonraki kuşaklara aktarılmasının en önemli koşullarından biri ise topluluğun talip olarak Yolu sürmesidir.
 
Zaman ve mekân içerisinde, Alevi toplumu tarihin bütün dönemlerinde zulüm, baskı, katliam ve asimilasyon politikaları ile yok edilip, ortadan kaldırılmak istendi, yaşam hakkı tanınmadı. Hakikat olarak bildikleri bir olgusal gerçeklik vardı: Yetmiş iki millete bir nazar ile bakmak ve buradan hareketle ister savaş ortamında ister sulh ortamında adalet ve hakkaniyette ölçü her daim vicdanlarının sesi oldu.
 
Zaman ve mekân içerisinde komşu hakkı her an gözetildi ve bir an olsun komşu inanç mensuplarının bir üyesi dahi asimilasyona tabii kılmadılar. Bütün bu yaşanan gerçekliklere rağmen Alevi toplumunu ortadan kaldırma politikasını güden anlayış bugün Alevilerin yaşamış olduğu mekânı ellerinden almaya çalışmaktadır. Örneğin, Maraş Sivricehöyük ve çevre köyleri, Sivas’ın bazı ilçe ve köyleri, metropol kentlerde Alevilerin yoğunluklu olarak yaşadığı semtler.

Sözümüz zaman ve la mekânadır, kavli ile bir kararda duran Haktır, karanlıktan aydınlığa giden yolu birleyen Hakikattir, her zamanın bir sahibi, her mekânın bir bekçisi, gözetleyicisi vardır.
 

Not: İnsanı, çevreden belli bir ölçüde ayıran ve içinde yaşam etkinliklerini ve eylemlerini sürdürmesine elverişli, toprak, hava ve sudan oluşan çevre.
 

TELEFON

0(312)-256-4464

E-POSTA

bilgi@hunkarvakfi.org

ADRES

Yenibatı mh. Şehit Mehmet Kolcu sk. Batıkent Ankara
Hünkar Vakfı © Copyright 2014, All Rights Reserved